12 Nisan 2016 Salı

Tasavvuf sohbetleri

  Hiç yorum yok

Niyet

Niyet ile maksat Allah-ü teala,ya yönelmektir.
En başta niyetin tam bir niyet olması için Niyetin Allah rızası için yapılması gerekir.
İnsan ancak Allah-ü Teala,ya kalbi ile yol bulabilir. Allah-ü Teala,ya bizi ulaştıracak yol kalbin yoludur. Bir hedefe ulaşmak için o hedefe yönelip ilerlemek gerekir. 
İşte kalbin Allah,a yönelmesi de en başta Niyet ile mümkündür. 
Bizi hedefe, yani Allah-ü Teala,nın rızasına ulaştıracak olan yegane vasıtalar ibadetlerdir. İbadet vasıta ise o vasıtanın kontak anahtarı ise Niyettir. 
Bunu şöyle düşünelim niyet olmadan niyetsiz olarak namaz kılıyoruz. İşte niyetsiz amel ve ibadet edenlerin hali şuna benzer. ''Bir arabanın koltuğuna oturup direksiyonun başına geçip gaza basmak'' gibi, fakat direksiyonun başındaki kişi her ne kadar gaza bassa da, araba ilerlemez ve bizi hedefimize ulaştırmaz. neden çünki kontağa basıp araba çalıştırılmamıştır. O sebebten niyetimiz çok temiz ve çok halis olmalı niyetlerimizde sadece Allah rızasını aramalıyız. İnsan ibadet ederken  niyetinde neyi arıyorsa onu bulur.

 İşte tüm bu sebeblerden niyete çok önem vermeliyiz.
En güzel yönelme kalbin Allah-ü teala,ya yönelmesidir. İbadetin özü niyettir. Niyetimizi en güzel şekilde yapmalıyız.En güzel yönelme kalp ile olduğundan niyetimizi ise Allah rızası için kalben yapmalıyız. Gizliyi de aşikarı da bilen bir yaratana yönelirken kalben içimizden geçirdiğimiz niyetimizden Allah haberdardır, o halde dil ile niyet edip kalbin huşusunu bozmayalım, hem niyetimizi kalben gizli olarak yaptığımızda niyette riyadan da korunmuş oluyoruz.



Gönderi by Ömer Yaka.





Aile

Evlilikte eş seçimi
Evlilikte eş seçimi oldukça önemli bir konudur, eş seçiminde ana hatları yani esas konuları ele alacak olursak başlıca şunlara dikkat etmeliyiz.

Kültürel farklılık çok aşırı birbiri ile çelişmemeli (Önerilen)
Din aynı din olmalı
Maddiyat birbirinden çok fazla olmamalı (Önerilen)
Fiziki durum taraflar birbirinden hoşlanmalı
Ahlak anlayışları uyumlu olmalı
Yaş aralığı çok fazla olmamalı (Önerilen)
Güvenirlilik

Kuran'da eş seçimi
Yüce kitabımız Kuran-ı Kerim'de evlecek kişilere eş seçimi konusunda Bakara Suresi 221. Ayet'i Kerime'de mealen şöyle buyurulmuştur:

''Allah’a eş koşan kadınlarla onlar imana gelinceye kadar evlenmeyin. İnanan bir cariye, hoşunuza gitse de ortak koşan bir kadından daha iyidir. İnanmalarına kadar; ortak koşan erkeklerle mümin kadınları evlendirmeyin. İnanan bir köle, hoşunuza gitmiş olsa da, ortak koşan bir erkekten daha iyidir. İşte onlar ateşe çağırırlar, Allah ise izniyle cennete ve mağfirete çağırır ve insanlara ibret alsınlar diye ayetlerini açıklar'' Bakara Suresi 221. Ayet

Yukarıdaki Bakara Suresi 221. Ayeti kerimenin mealinde açıklandığı gibi erkekler için de kadınlar için de iman etmiş olma durumu esas konudur.


Kuran-ı Kerim'de Nur suresi 3. Ayeti Kerimenin mealinde eş seçimi konusunda ilgili bir Ayeti kerimenin meali şöyledir:

''Zina eden erkek, zina eden veya müşrik olan bir kadından başkası ile evlenmez; zina eden kadınla da ancak zina eden veya müşrik olan erkek evlenir. Bu, müminlere haram kılınmıştır'' Nur suresi 3. Ayet


Hadisler ışığında eş seçimi
Peygamber efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) evlilik, eş seçimi konusunda aşağıdaki Hadisi şerifi buyurdu.

“Allah’a şükreden kalbiniz, zikreden diliniz ve size ahiret işlerinde yardımcı olacak imanlı saliha bir zevceniz (eşiniz) olsun…”

Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ayrı bir Hadis-i Şerif'te şöyle buyurmuştur:

“Ahlakını ve dinini (islama bağlılığını) beğendiğiniz biri size talib olarak geldiği zaman, onu (onları) evlendiriniz. Eğer bunu yapmazsanız, yeryüzünde büyük bir fitne ve bozgunculuk çıkar''


Aile bireyleri arasında saygı ölçüleri

Aileyi oluşturan anne baba ve kardeşler arasında saygı ölçüleri toplumların kültürlerine göre değişkenlik gösterebilir. Misal vermem gerekirse bir avrupa kültüründe küçük kardeş kendisinden yaşça büyük olan diğer kardeşine abi (ağabey) yada kız kardeşine ''abla'' demek zorunda değildir.
Anne babasına da anne yada baba demek zorunda değildir. Bunların yerine bayanlara hitap ederken, bayan anlamına gelen ''madam'' kelimesini hitap ettikleri kişinin isminin önüne ekleyerek söylerler.

Eğer hitap edilen kişi baba yada erkek kardeş ise hitap edilecek kişinin isminin önüne bay anlamına gelen ''mösyö'' veya ''Mr''kelimesi eklenir. Her toplumun buna benzer saygı ölçüleri vardır ve bu saygı ölçüleri toplumlara göre değişir. Fakat bizim asıl konumuz islam kültüründe saygı ölçüleridir. İslam saygı sevgi ve iman dinidir. Ve kültür bakımından avrupa asya uzak doğu kültürlerine oranla en gelişmiş kültür seviyesidir. İnsanlar birbirini hep kardeş olarak görmekte müslümanlar arasında 3 günden daha fazla dargın durmak haram (yasak) kılınmaktadır. Böyle bir yasak ise islam kültürünün ne kadar büyük ve yüce sevgi saygı dini olduğunu insan idrakine sunmaktadır.

İslam sevgi dini olduğu için müslümanlar arasında ciddi bir bağlılık ve ciddi bir kardeşlik bağı bulunmaktadır. Misal vermen gerekirse islam kültüründe küçük kardeş kendisinden yaşça büyük olan diğer erkek kardeşine Abi veya agabey diye hitap eder, bu iki kelime ise (benden büyük olan erkek kardeşim anlamına gelir) Müslümanlıkta da din kardeşliği olduğundan dolayı her müslümanın birbirinin kardeşi olduğu için bir müslüman diğer kendisinden yaşça büyük diğer, erkek bir müslümana hitap ederken yada o kişiden bahsederken isminin sonuna abi kelimesini ekleyerek telaffuz eder. Eğer bu telaffuz bu şekilde yapılmazsa adı geçen kişiye saygısızlık yapıldığı düşünülür.

Yukarıdaki mantık bu şekilde çoğalır gider bir müslüman kendisinden yaşça büyük, başka bayan bir müslümana hitap ederken, Abla yani (Benden büyük) kız kardeşim, anlamındaki ''abla'' kelimesini isminin sonuna eklemeden telaffuz edemez.

Çok yaşlı erkek bir müslümana hitap edilirken dede kelimesi yani annemin veya babamın babası anlamındaki dede kelimesi hitap edilecek yada bahsedilecek kişinin isminnin önüne eklenir ve o şekilde telaffuz edilir.

Bu sevgi ve saygı kurallarına bağlılık ise en çok aileler içinde görülmektedir ki hiç bir aile bireyi  bu kuralları çiğnememektedir.


Çocuk yetiştirmek
Kötü çocuk yoktur, yalnızca kötü yetiştirilmiş çocuk vardır. Allah bütün insanları saf ve temiz yarattı fakat insanlar kendi yaptıklarından ötürü kirlendiler ve saflık onlardan alındı. Bu yüzdendir ki çocuklarımızın kirlenmesine asla müsade etmemeliyiz.
Peki nedir bu kirlenmek?
Kirlenmek günah işlemek günahların karanlık kirli kalıntıları ile tertemiz saflığın nurunu değiştirmek demektir.
Bir çocuk doğru ve düzgün şekilde yetiştirildiğinde hayatta başarı ve gelişim gösterir topluma yararlı bir fert olur, doğru düzgün anlayışını kendisinden sonraki kuşaklara miras olarak bırakır.
Fakat yanlış ve bozuk bir anlayış ile yetiştirildiğinde:
Hem kendisine hem etrafına yararsız bir fert halini alır, ve bu bozuk yararsız anlayışını da kendisinden sonraki kuşaklara miras olarak bırakır. Allah merhamet edip düzeltmezse bu bozuk anlayış kendisinden sonraki kuşaklara aktarıla, aktarıla kıyamete kadar gidebilir, o miras olarak bıraktığı yararsız yanlış anlayış yüzünden kendisinden sonraki kuşakların da günah yükünü yüklenir. Hem dünya hem ahiret saadeti mahfolur perişan olur.
Kim ister ki çocuğunun bu duruma düşmesini?
Elbette hiç birimiz istemeyiz, o halde çocuklarımıza bozuk yararsız yanlış bir anlayışı miras olarak bırakmamalıyız.
Allah-ın nurunu günah,ların karanlığına tercih etmemeli, tertemiz saf berrak olarak yaratılan çocuklarımızı özünden kopartmamalıyız.
Onların saflığına bir kir bir leke getirtmemeliyiz Onları en güzel anlayış olan islam anlayışına, islam kurallarına göre yetiştirmeli yaratıldıkları gibi tertemiz ve masum kalmalarını sağlamalıyız.

Elbette ki insan oğlu ğünahkardır, elbetteki her insan gibi sizin çocuklarınız da bir gün günah işleyecek, Tövbeyi çocuklarımıza çok iyi öğretmeli her günaha daldıklarında Tövbe edip o günahın kirinden kurtulmayı onlara iyice öğretmeliyiz.


imseye tatbik etmek büyük bir zulümdür. Halbuki Allah kimseye zulüm etmez o yüzden bu yazıları kalp gözü ile görünür hale getirmiştir.




Anlına leke getirme evladım

Büyüklerimizden dedelerimizden ana ve babalarımızdan hep duyarız (Anlına leke getirme) nasihatını, fakat derin bir manada hiç düşündük mü, acaba (Anlına leke getirme) ne demektir? Bu sözün hakikatı neyi ifade eder? Ben Allah,ın izni ile bu sözün hakikatini iyice düşündüm, anlam ve sırrını idrak etme şerefine mahçup da olsa bir şekilde ulaştım. Artık sözün manasını da sırrını da hakikatını da paylaşma ve açıklama görevinde  kendimi vazifelendirdim.
''Anlına leke getirme'' sözü islam kültüründe bir nasihat olarak verilen bir ata sözüdür. Bu ata sözünü ilk söyleyen bu şekilde bir nasihatta ilk bulunan kişi sözün, sırrı hakikatını çok iyi bilmekte bu sebebten de böyle bir nasihatta bulunanların ilki olma şerefine nail olmaktadır.

''Anlına leke getirme'' sözünün sırrı hakikatı:
İnsan bir günah işler ve onun alnına bir leke gelmiş olur. Peki lekeden kasıt nedir derseniz? Leke diye kast edilen aslında insanın günah işlediğinde anlına yazılan yazıdır. Diyelim ki insan bir günah işledi ve hırsızlık yaptı o kişinin alnına ''Hırsız'' diye yazılır. Ya da yalan söyledi o kişinin alnına 'Yalancı'' diye yazılır. Yani her günah işlendiğinde alnında o günahın izi lekesi olur o leke ise bir yazıdır.

Eğer şöyle bir sual sorulsa:
Bunca insan hep günah işlemekte ve hiç kimse kimsenin anlında bir yazı da görememekte neden?

Cevap:
İnsanların alnında yazılan yazılar yalnızca ''sır ehli'' yani (Kalp gözü açık) insanlar tarafından görülebilir. Bu yazıları dünya gözü ile görebilmek mümkün değildir. Bu yazılar ancak kalp gözü ile görülebilmektedir.

 Şeriat hükümlerinde kadılık makamına ''Sır ehli'' (Kalp gözü açık) kimseler getirilirdi, nedeni ise kadıya bir kişi suçlu olduğu iddası ile getirildiğinde kadı onun suçlu olup olmadığını anlındaki yazıdan hemen anlar doğru ve isabetli hüküm verirdi. Öyle ya şeriat hükümlerinde hırsızlık yaptığı için bir insanın eli dahi kesilebiliniyordu ki böyle bir cezayı suçsuz masum bir kimseye tatbik etmek büyük bir zulümdür. Halbuki Allah kimseye zulüm etmez o yüzden bu yazıları kalp gözü ile görünür hale getirmiştir.



Çocuk yetiştirmek

Kötü çocuk yoktur, yalnızca kötü yetiştirilmiş çocuk vardır. Allah bütün insanları saf ve temiz yarattı fakat insanlar kendi yaptıklarından ötürü kirlendiler ve saflık onlardan alındı. Bu yüzdendir ki çocuklarımızın kirlenmesine asla müsade etmemeliyiz.
Peki nedir bu kirlenmek?
Kirlenmek günah işlemek günahların karanlık kirli kalıntıları ile tertemiz saflığın nurunu değiştirmek demektir.
Bir çocuk doğru ve düzgün şekilde yetiştirildiğinde hayatta başarı ve gelişim gösterir topluma yararlı bir fert olur, doğru düzgün anlayışını kendisinden sonraki kuşaklara miras olarak bırakır.
Fakat yanlış ve bozuk bir anlayış ile yetiştirildiğinde:
Hem kendisine hem etrafına yararsız bir fert halini alır, ve bu bozuk yararsız anlayışını da kendisinden sonraki kuşaklara miras olarak bırakır. Allah merhamet edip düzeltmezse bu bozuk anlayış kendisinden sonraki kuşaklara aktarıla, aktarıla kıyamete kadar gidebilir, o miras olarak bıraktığı yararsız yanlış anlayış yüzünden kendisinden sonraki kuşakların da günah yükünü yüklenir. Hem dünya hem ahiret saadeti mahfolur perişan olur.
Kim ister ki çocuğunun bu duruma düşmesini?
Elbette hiç birimiz istemeyiz, o halde çocuklarımıza bozuk yararsız yanlış bir anlayışı miras olarak bırakmamalıyız.
Allah-ın nurunu günah,ların karanlığına tercih etmemeli, tertemiz saf berrak olarak yaratılan çocuklarımızı özünden kopartmamalıyız.
Onların saflığına bir kir bir leke getirtmemeliyiz Onları en güzel anlayış olan islam anlayışına, islam kurallarına göre yetiştirmeli yaratıldıkları gibi tertemiz ve masum kalmalarını sağlamalıyız.

Elbette ki insan oğlu ğünahkardır, elbetteki her insan gibi sizin çocuklarınız da bir gün günah işleyecek, Tövbeyi çocuklarımıza çok iyi öğretmeli her günaha daldıklarında Tövbe edip o günahın kirinden kurtulmayı onlara iyice öğretmeliyiz.



Aile bireyleri arasında saygı ölçüleri

Aileyi oluşturan anne baba ve kardeşler arasında saygı ölçüleri toplumların kültürlerine göre değişkenlik gösterebilir. Misal vermem gerekirse bir avrupa kültüründe küçük kardeş kendisinden yaşça büyük olan diğer kardeşine abi (ağabey) yada kız kardeşine ''abla'' demek zorunda değildir.
Anne babasına da anne yada baba demek zorunda değildir. Bunların yerine bayanlara hitap ederken, bayan anlamına gelen ''madam'' kelimesini hitap ettikleri kişinin isminin önüne ekleyerek söylerler.

Eğer hitap edilen kişi baba yada erkek kardeş ise hitap edilecek kişinin isminin önüne bay anlamına gelen ''mösyö'' veya ''Mr''kelimesi eklenir. Her toplumun buna benzer saygı ölçüleri vardır ve bu saygı ölçüleri toplumlara göre değişir. Fakat bizim asıl konumuz islam kültüründe saygı ölçüleridir. İslam saygı sevgi ve iman dinidir. Ve kültür bakımından avrupa asya uzak doğu kültürlerine oranla en gelişmiş kültür seviyesidir. İnsanlar birbirini hep kardeş olarak görmekte müslümanlar arasında 3 günden daha fazla dargın durmak haram (yasak) kılınmaktadır. Böyle bir yasak ise islam kültürünün ne kadar büyük ve yüce sevgi saygı dini olduğunu insan idrakine sunmaktadır.

İslam sevgi dini olduğu için müslümanlar arasında ciddi bir bağlılık ve ciddi bir kardeşlik bağı bulunmaktadır. Misal vermen gerekirse islam kültüründe küçük kardeş kendisinden yaşça büyük olan diğer erkek kardeşine Abi veya agabey diye hitap eder, bu iki kelime ise (benden büyük olan erkek kardeşim anlamına gelir) Müslümanlıkta da din kardeşliği olduğundan dolayı her müslümanın birbirinin kardeşi olduğu için bir müslüman diğer kendisinden yaşça büyük diğer, erkek bir müslümana hitap ederken yada o kişiden bahsederken isminin sonuna abi kelimesini ekleyerek telaffuz eder. Eğer bu telaffuz bu şekilde yapılmazsa adı geçen kişiye saygısızlık yapıldığı düşünülür.

Yukarıdaki mantık bu şekilde çoğalır gider bir müslüman kendisinden yaşça büyük, başka bayan bir müslümana hitap ederken, Abla yani (Benden büyük) kız kardeşim, anlamındaki ''abla'' kelimesini isminin sonuna eklemeden telaffuz edemez.

Çok yaşlı erkek bir müslümana hitap edilirken dede kelimesi yani annemin veya babamın babası anlamındaki dede kelimesi hitap edilecek yada bahsedilecek kişinin isminnin önüne eklenir ve o şekilde telaffuz edilir.

Bu sevgi ve saygı kurallarına bağlılık ise en çok aileler içinde görülmektedir ki hiç bir aile bireyi  bu kuralları çiğnememektedir.




--------------------------------------------------------------------------------------------
---------------------------------------------------------------------------------------------
--------------------------------------------------------------------------------------------

Kalp


Kalp öyle muhteşem bir organımızdır ki!

Madde aleminden bakıldığında kalbin vucuda kan pompalayan, vucuttaki kan dolaşımını devam ettiren, bu dolaşımı hızlandırıp yavaşlatan bir organ olarak görülür.

Kalp yalnızca vucuda kan pompalamak ile kalmaz, 

Bu muhteşem organa manevi alemden bakıldığında kalp sırlar ile dolu esrarengiz bir organdır, 
içinde sevgi gibi kutsal duyguları, 
ve iman gibi, insanoğlunun hayatta sahip olabileceği, en değerli hazineyi, gizli barındıran eşsiz bir organımızdır. 

İman gibi, çok değerli bir hazinenin, kalp gibi bir organın içinde gizli barındırılmasının nedeni, inanmak gibi bir hissiyatın aslen kalbin görevi olduğundandır.


İslamiyette insan oğlunda cismen olmayan, manen var olduğu bilinen bir ruh olduğuna inanılır, bu inanç hıristiyanlık, musevilik, gibi dinlerde de vardır, 
Kalbin içinde, de ruh gibi görünmeyen, var olduğu bilinen bir ruhani varlık vardır, bu varlık ise gönüldür,

Gönül kalbin içinde gizli ruhani cismen var olmayan manen var olan asli görevi sevmek olan bir yaratılandır, çok derin bir sevginin yeridir, gönülün içinden sevgi ırmakları sevgi pınarları fışkırır, bu kutsal sevgiye kapılan Tanrıya doğru yaklaşır

''Alemi Kalp'' adlı sohbetlerimden

------------------------------------------
----------------------------------------------

Eğer bir kıral olsaydım asla kibirlenmez çok alçak gönüllü olurdum.

Öncellikle kibir insanın kalbinde ortaya çıkar, daha sonra da kalbine yerleştiği insanın düşüncelerini tamamen etkiler, insanın olumlu ve olgun rahmani düşünmesini engelleyen bu hale getirdiği insanın da davranışlarına olumsuzluk getiren hatta kişinin yaşamını ciddi boyutta bozabilen, normal bir yaşam yerine, a normal bir yaşamı yaşamaya sevk eden şeytani bir illettir.

Bazı insanlar alçak gönüllü olmayı alçalmak olarak görür, bu görüşe sahip insanlar genellikle kibirli insanlardır.
Kalbinde kibir gibi şeytani bir illeti barındıran insan kendini bazı kimselerden üstün görür, bir müddet sonra bununla yetinmeyip daha evvel üstün görmediği kimselerden de üstün görmeye başlar, bu hal böyle devam eder. insanoğlunun içinde en üstünü olduğunu idda etmeye başlar kendisinin bütün insanlardan üstün olduğuna inanır, bu durum da artık kişiyi Allah-ı inkara kadar götütürür.
Rabbini inkar eden kişi artık kendini Rabbinden bile üstün görmeye başlar.
Ve sonuçta kendini rab-binden üstün gören insan, Allah,ın naletine uğrar kendisine melekler de nalet eder. Cümle peygamberler de nalet eder.

Ebedi cehennem gibi büyük bir belanın içine düşer.

Halbuki insan biraz mütevazi ve biraz alçak gönüllü olsa kendisinde bir üstünlük görmese, kendisinde bir üstünlük olsada bu üstünlülüğün rabbine ait olduğunu aslında kendisinin bir hiç olduğunu kabullense kibir gibi bir illet kalbe nufus edemeyecek böylesi zehirli bir tohum kalpte yeşeremiyecek, insanın ebedi hayatı maffolmayacak.

(Alemi kalp) ADLI SOHBETLERİMDEN


----------------------------------------------------------------
----------------------------------------------------------------

Huzur ve mutluluk

Hayatta huzur ve mutluluğun para ve zenginlikte olduğunu düşünüyorsan yanılıyorsun, Eğer amacına ulaşır para ve zenginliğe kavuşursan asıl istediğin huzuru ve mutluluğu elde edememiş olacaksın, ve belkide aradığın huzur ve mutluluğun daha çok zenginlikte olduğunu düşünecek, ömrün boyunca daha fazla zengin olmak gibi sonu olmayan bir uğraşın içine gireceksin. Mal mülk para gibi şeylerin ne kadar çoğuna sahip olsan DA asla huzura ve mutluluğa ulaşamayacaksın.
Çünki huzur ve mutluluk ilahi hazinelerden olup, para ve benzeri alış veriş araçları ile sahip olunamayacak kadar korunmuştur. Huzur ve mutluluğa layık olamayanlar onlara asla sahip olamazlar. Halbuki dünyada ne varsa insanın ihtiyacı olan her şeye para ve benzeri alış veriş araçları ile satın alınabilmekteyken huzur ve mutluluk korunmuş sır gibidir.

O halde ihtiyacımız olan iç huzur ve mutluluğu bulmak için ne yapmalıyız?

Bakınız yukarıda huzur ve mutluluğu tarif ederken ilahi hazinelerden olduğunu belirttim, ilahi hazinelerin tümü cennet,te bulunmaktadır huzur ve mutluluk ta cennete bolca sonsuz bir şekilde bulunduğundan ilahi hazineler terimini kullandım. O halde ihtiyacımız olan huzuru, ihtiyacımız olan mutluluğu alabilmek için öncelikle hazinenin sahibinin rızasını aramalıyız, hazinenin sahibinin rızasını kazandığımızda cennet nimetlerinden olan huzuru ve mutluluğu bulmuş olacağız.

TASAVVUF SOHBETLERİMDEN


Hidayet kalbe gelen ilahi nur

Bismillahirrahmanirrahim.

İnsan ancak Allah-ü Teala-ya  kalbi ile yol bulur. İnsan Allah-ü Teala-nın rızasını arayarak kalben alemlerin Rabine yöneldiğinde, samimi ve ihlas ile hayırlı amel işleyip karşılığını sadece ve sadece Allah-tan bekleyerek ibadetlerinde riya ve gösterişten uzak durduğunda, Artık Allah-ü Teala o kuluna hidayet eder.

Hidayet kurtuluşa ermektir. Hidayet verilen insana hidayetinin derecesinde nur ihsan edilir, nur ilahi rahmet hazinelerindendir. Nur ihsan edilen kul artık Rabbine yaklaşmaktadır. Nur onun cehaletini alır ilim ve hikmet ile doldurur, Nur hidayetin en büyük alametidir. Kimde bir nebze nur var ise onun kalbinde Allah inancı ve iman vardır.
Hidayeti veren ve kullarını kurtuluşa erdiren Allah-ü tealadır. Allah-tan başka hiç kimse hiç kimseye hidayet edemez onu kurtuluşa erdiremez. Nur da Allah-ın rahmet hazinelerindendir. Allah-tan başka hiç kimse hiç kimseye nur ihsan edemez.

Hidayet te nur da ilahi hazinelerdendir. İnsana ancak Allah tarafından ulaştırılır. Allah bu ilahi hazineleri sevdiklerine dağıtır.



Hiç yorum yok :

Yorum Gönder